1949 Türkiye Şampiyonalarının Hikayesi

– Her hafta Cuma günü saat 3’te Daktilografi Kursu gören öğrenciler arasında bir yarış yapıyoruz Doktor bey; birazdan bu haftanın yarışı yapılacak. Çok ilginçtir, bulunmak, görmek ister misiniz?

– Memnuniyetle. Zaten ne zamandır böyle bir yarışı görmek istiyordum.

– Ne tesadüf…

– Tesadüf diye bir şey var mı ya? Her olayı yukarıdaki yüksek ruhlar, böyle olması icap ettiği için hazırlamıyorlar mıydı?

Böyle konuşan, ömrünü ruhlara “espritüalizm”e adamış meşhur Doktor Bedri Ruhselman’dır. Senelerdir medyumlarla görüşerek öğrenmeye çalıştığı “öbür alem” için yapılan seanslarda medyumların izlenimlerini öğrenmek üzere arap harfleriyle çok hızlı yazan çeşitli asistan grupları işbölümü yaparak çalışıp yetiştiremeyince kuvvetli bir stenografın bu işi tek başına başarıyla yapacağı fikrini bir ticaret okulu öğrencisi ortaya atmış, hocasını bulmalarını söylemiş, bu alemi de etraflı olarak öğrenmek merakında olan genç öğretmen de teklifi memnuniyetle kabul ederek, senelerce, gece gündüz başarıyla çalışmış, bu suretle ruh aleminin sayılı şahsiyetlerinden olan Ruhselman’la iyi bir dostluk kurmuştu. O yarış günü de Doktor Sultanahmet’teki Birinci Ticaret Lisesine bazı yazılarını Daktilo ettirmek üzere gelmiş bulunuyordu.

Her gün saat 13’de biten derslerden sonra 2 saatlik uzmanlık kursu görmekte olan 40 kişilik grup ayrıca gelen bu çeşit işleri kabul ediyor böylece fakir talebeler için yazıp para kazanmak olanağı bulunuyordu.

Yarış saatine doğru Doktorun yazıları da bitirilmiş olduğundan Birlikte daktilo odasına çıkıldı…

1947 ve 48 yarışlarında en iyi dereceleri almış olan (Ece-Tomris-Sevim) Alpay kardeşlerden en büyükleri Sevim, artık okulu bitirerek öğretmene yardımcılık etmek üzere kursun sorumluluğunu üzerine almış, bu yüzden kendisi yarışlara giremiyor fakat yerine en küçük erkek kardeşi Erol’u yetiştirmekte…

Yaşı küçük olduğu halde Erol çok hevesle çalışıyor. Ablası Tomris’e yetişmek üzere…

Yarışa hazırlanmakta olan Kurs öğrencileri, hocalarının, bir yabancı ile Daktilo, odasına girdiğini görünce biraz daha heyecanlandılar…

Her hafta yapıldığı halde bu yarışların heyecanı öğrencilere ve derecelere çok etki ediyor… Hocanın hedefi öncelikle bu heyecanı yatıştırmak, öğrenciyi heyecanlanmamaya alıştırmak.

Yarış saati gelmişti… Yazı durduruldu. Boş kâğıtlar takıldı… İsim ve soyadları yazıldıktan sonra salonu bir sessizlik kapladı…

Öğretmen seslendi:

– 1750 harflik yarış kâğıtlarını dağıtın…

Okul Kooperatifinin taşınmasına yardım ettiği sırada düşerek kolu kırılan kursun en iyi öğrencilerinden Hayret Eder, geçen sene kolu henüz tamamen iyileşmediğinden yarışlara giremeyip hakemlik etmişti. Bilhassa Kronometre ve yanlış işlerini o kadar başarıyla yapıyordu ki bu sene de hocası onu yarışlar yerine hakemlikte çalıştırıyoru.

Yarışçıların önceden hiç görmedikleri bu 1750 harflik yazıları Hayret çabucak dağıttı.

Öğretmen zaman geçirmeden sordu:

– Hazır olmayan var mı?

– ……..

– Parmaklarınızı yerleştirin…

– ………..

– Dikkat

Ve kuvvetli gonk sesini bastıran yüzlerce tuş birden, harekete geçtiler…

Kursun “Daktilo ile Resim” branşında çalışan öğrencileri ve teksircileri şimdi hakemlik yapıyorlar…

Yarışı başlatıp misafir Doktorun yanına henüz yaklaşan öğretmenin gözü (Fazla hata yarışı) yapanlara dikildi ve öyece kaldı… Eyvah… Eyvah… Doğan yine baygınlık geçirmek üzereydi. Rengi sapsarı olmuştu… Evet… Başı öne eğildi… Motor gibi işleyen parmaklar durdu…

Yakındaki hakemler koşuşup tuttular… Kaldıdılar.. Öğretmen de yetişti. Dışarı çıkarırlarken Doktor Bedri Ruhselman da Doğan’ın kolundaydı.

Hakemler görevlerini aksatmadılar… Öğretmen yardımcısı Sevim yarışı devam ettirirken Doğan’ın hemen her yarışta böyle olduğu, bütün ayrıntılarıyla doktora anlatıldı…

Biraz sonra normal durumu elde eden Doktor öğretmene bunun ruhi olduğunu fısıldadıktan sonra Doğan’a sordu:

– Evladım neden bayıldın?

– Bilmem… Fenalık hissettim… Heyecanlıydım…

– Neden heyecanlandın?

Öğretmenin yarış başına döndüğü için takip edemediği bu konuşmanın devamında Doktor, Doğan’a yarım saat telkinde bulundu.

Yarışın dereceleri tesbit edilirken işi biten Doktor, öğretmene:

– Bu çocuk artık hiç heyecanlanmayacak dedikten sonra Doğan’a dönüp konuştu:

– Mayıs’ta yapılacak büyük yarışa (1949 Türkiye Daktilografi Şampiyonası’na) hiç heyecanlanmadan çalışacaksın… O gün ben de gelip senin çok iyi deece aldığını göreceğim…

* * *

 

Bugün Daktilo-Sekreter Kursları’nın öğretmeni olan Doğan Saraç o tarihten sonra hiç baygınlık geçirmeden bir çok yarışlara girmiş ve çok iyi dereceler almıştır…

1949 Türkiye Daktilografi Şampiyonası

Tarihi: 18 Mayıs 1949 Çarşamba saat: 15:00

Yeri: Sultanahmet Birinci Ticaret Lisesi.

Katılımcı: 41 kişi, 21’i öğrenci

Ödül: Birinciye Olivetti yazı makinesi. Onuncuya kadar çeşitli hediyeler.

 

Dereceler:

1- Ece Alpay 113 Kelime (Yeni Türkiye Rekoru)
2- Muzaffer Okutkan 95 Kelime
3- Erol Alpay 92 kelime
4- Tomris Alpay 89 kelime
5- Doğan Saraç 80 kelime
6- Sedat Karadoğan 79 kelime
7- Metin Dikkaya 71 kelime
8- İskender Ayvalık 71 kelime
9- Süheyla Pakgün 68 kelime
10- S.Tanrısever 65 kelime